İnançlara Göre Yeme-İçme Yasakları – Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet

Semavi Dinlere Göre Yeme-İçme Yasakları

Yahudilikte Yeme-İçme Yasakları

Hiç şüphesiz Ramazan ayı İslam dininin gastronomi ayıdır. Manevi arınma dışında yeme-içmenin de kontrol altına alınması, yemek vakitlerinin yeniden düzenlenmesi ile Ramazan’da hem iftar, hem de sahur sofralarında her zamanki yemek düzeninden farklı stratejiler uygulanır. Menüler Ramazan ayına özgü hazırlanır, ay sonundaki bayram ve bayram sofraları iple çekilir. 

İftar menüsü planlanırken açlıkla geçirilen süre boyunca vücudun eksik değerleri tamamlanırken, sahurda oruç süresince vücudun katlanacağı yoksunluğa karşı susatmayan ve uzun süre tokluk hissi verecek yemekler tercih edilir. Yeme-içme ile doğrudan ilişkisi olan oruç İslamiyet’in 5 şartından biridir.

Bu bağlamdan bakınca sadece İslamiyet’in değil, tüm semavi dinlerin insanların yeme-içme alışkanlıklarına büyük etkisi olduğu görülür. Bu haftadan başlayarak sizlere önümüzdeki üç hafta boyunca semavi dinlerin getirdikleri yasaklarla hayatımızda yeme-içme biçimlerimizi nasıl etkilediklerini anlatmaya çalışacağım. 

Tevrat’a (Eski Ahid) göre Adem ve Havva’nın cennetten kovulmalarının sebebi elmadır zaten. O yasak elma dalından koparılmış, bir ısırık alınmış, ilk yiyecek yenmiş, ilk günah işlenmiş ve insan dünya hayatına böylece başlamıştır. Yani aslında yeryüzüne geliş sebebimiz bir “yeme” eylemi ile başlıyor. Semavi dinlerle gastronomi bu kadar bağlantılı işte. 

İslamiyet’in yasakladığı, Allah’tan başkası adına kesilen hayvan, domuz, leş ve kanın yenmesine dair yasaklar dışında, Musevilik ve Hıristiyanlıkta da inananların yeme-içme alışkanlıklarına doğrudan etki eden benzer yasaklar ve yönlendirmeler var. Bütün bu yasaklar günümüzde hala ne yiyip içtiğimizi doğrudan etkiliyor.

Şimdi yeme-içme konusunda en sıkı kurallara sahip din ile başlayalım…

traditional jewish couple
Photo by cottonbro on Pexels.com

Museviliğin Yeme-İçmeye Etkisi

Mesela Museviler İsrailoğulları’nın Mısır’dan ayrılış gününü her yıl 14 Nisan’da “Fısıh” bayramı olarak kutlarlar. Bugünün anısına mayasız ekmek yaparlar ve yedi gün boyunca bu ekmekten yerler. Bu bayram Türkiye’de Fısıh, yani“Hamursuz” adıyla anılır. 

Musa kendine iman edenlere yeme içme konusunda net yasaklar getirmiştir. Vakti zamanında Mısırlıların gözde yemeği olan “ana sütünde haşlanmış oğlak” Musa şeriatı ile yasaklanmış bir yemektir. Bu kural zaman içinde biçim değiştirmiştir. Günümüzde Museviler için etle birlikte süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesi bu yasağın günümüzde ele alınış şeklidir. “Etliye sütlüye karışmamak” deyiminin de buradan geldiği iddia edilir.

Tevrat’ta yeme-içme ile ilgili yasakların kademeli olarak ağırlaştırıldığı görülür. (Tekvin 9. 3) “Hareket eden her hayvan size yiyecek olacaktır, yeşil ot gibi, size hepsini verdim” der. Onu takip eden ayette kan ile ilgili bir uyarı vardır. “Fakat eti onun canı olan kanı ile yemeyeceksiniz.” Bu yüzden hayvan kesme, Musevilik’te zamanla dinsel bir törene dönüşmüştür. Hayvanın boğazındaki atardamarın kesilmesi ve kanının tamamen akıtılması adeti buradan gelmektedir. Hatta etin üzerinde kalan kan da suyla yıkanır veya tuzlanarak kalan kanından arındırılır. Eti kanıyla yememe yasağı yüzünden Museviler az pişmiş ya da “kanlı kanlı”dediğimiz ızgaraları yemekten sakınırlar. Yine Tevrat’ta Levililer 3. 17’de “Nesillerinizce bütün meskenlerinizde ebedi kanun olacak: iç yağı ve kan hiç yemeyeceksiniz” ayeti de iç yağının tüketimini Musevilere yasaklamaktadır. 

Musa şeriatı, hayvanları yenilecek olanlar (koşar/kaşer/temiz) ve yenilmeyecek olanlar (mekruh, pis, mundar) diye sınıflandırır. Levililer’in 11. bölümünde “ot yiyen çatal ve yarık tırnaklı olup da geviş getiren hayvanlar” temiz, yenilebilir hayvanlar sınıfına girer. Geviş getirdiği halde çatal tırnaklı olmayan, tavşan, deve v.b. sınıfa giren hayvanların yenmesi yasaktır. At ve eşek de bu tanıma uymadığı için yenmesi yasak hayvanlardandır. Domuz tıpkı İslamiyet’te olduğu gibi yenmesi yasak hayvanların başında gelir.

nature animals pig alp rona
Photo by Pixabay on Pexels.com

Deniz ürünleri için de Levililer 11. 9’da “Sularda, denizlerde ve ırmaklarda kanatlı -yüzgeçli- ve pullu olanların hepsini yiyebilirsiniz” der. Bu ayete göre pulsuz, yüzgeçsiz balıklar, yengeç, midye ve istiridye gibi deniz canlılarını Yahudilerin yemesi yasaktır. Kitapta uzak durulması gereken kuşların da uzun bir listesi vardır. O tarihte tavuk ve hindi bilinmediğinden bu hayvanlar için bir hüküm yoktur. Bu sebeple bugün tavuk ve hindi Musevilere göre yenilebilir hayvanlardan sayılırlar. 

İsrailoğulları Mısır’dan çıktıktan sonra “vaat edilen ülke”ye ulaşmak için çölde uzun yıllar geçirmişlerdir. Bu yüzden çölde bulunan haşerelere, sürüngenlere ve diğer çöl hayvanlarına da yeme yasakları getirilmiştir. Bu hayvanların listesi Tevrat’ta detaylı olarak belirtilir. Örneğin Tevrat’ta dört tür yenilebilir çekirgeden dahi bahsedilir. (Levililer 11. 22)

Her hayvanın leşi mundardır, yenmez. Koşer olan bir hayvan Yahudi olmayan biri tarafından usulüne uygun bile kesilse o hayvan yine de yenmez. Usulüne uygun kesilen bir hayvanın ciğeri ancak hahamlarca incelenip onay alırsa yenilmesine izin verilir. Ayrıca Yahudilere ancak Yahudilerin hazırladığı şarap helaldir. 

Yahudilikte yasaklar bütün bir mutfak kültürünü kapsar. Tabii ki bu yeme içme yasaklarının alt kırılımları mevcut ama ana hatlarıyla ele alacak olursak yasaklar böyle.

plate with different eggs for easter holiday
Photo by Marta Dzedyshko on Pexels.com

Hıristiyanlıkta Yeme-İçme Yasakları

Geçtiğimiz hafta semavi dinlerin yeme-içme dünyamızı nasıl şekillendirdiği ile ilgili bir yazı dizisine başladığımı yazmıştım. Bu serinin ilk yazısı da Museviliğin getirdiği yasaklarla, Yahudilerin yeme biçimlerinin nasıl etkilendiği üzerine olmuştu. 

Bu hafta da Hıristiyanlığın yeme-içme dünyasına etkilerine bir göz atalım… Hangi dinden olursanız olun her dinin yeme-içme alışkanlıklarımıza bugün bile ne şekilde etki ettiğini yazıyı okuyunca daha iyi anlayacaksınız. 

Öncelikle Hıristiyanlıkta yeme-içme üzerine Museviler kadar kesin ve katı kuralların olmadığını belirterek yazıya başlamak isterim. Bunu da Isaiah 22.13’teki ayetten kolaylıkla anlayabiliriz: “Yiyelim içelim, yarın öleceğiz nasıl olsa” diyen ayet bizdeki “Can boğazdan gelir” atasözü ile örtüşmektedir. 

Bilindiği üzere Hz. İsa, Yahudi topraklarında dünyaya gelmiş ve o geleneklerle yetişmiştir. Yani Yahudilere yeme-içmede yasak olan ne varsa Hıristiyanlığa da sirayet etmiştir. Örneğin domuz yeme yasağı Hıristiyanlıkta da yıllarca geçerliğini korumuştur. Ne zamana kadar? Hıristiyanlığın Avrupa’ya yayılış döneminde büyük kıtlıklar yaşandığı zaman bir din adamının “Ağızdan giren şey, insanın imanını bozmaz” şeklinde bir fetva verene kadar. O gün bugün Hıristiyanlar domuz yemekte bir beis görmemektedirler. 

Günümüzde sağlıklı beslenmenin farkındalığını yaşayan aileler haftanın bir gününü hayvansal ürün yemeyerek, vegan bir gün geçirmeye çalışırlar. Bu adetin başka bir versiyonu ile başlangıcı Hıristiyanlıktan gelmektedir. Pek çok eski Hıristiyan mezhebinde haftanın bir gününde et yerine balık yenir. Katolikler için balık yeme günü Cuma günüdür. 

Paskalya

Hıristiyanlığın geniş kitlelere yayılmasının büyük nedeni Roma İmparatorluğu’nun bu dini resmi din olarak kabul etmesidir. Bu nedenle eski pagan geleneğinde yeme-içmeye dair aşağı yukarı ne varsa hepsi Hıristiyanlığa devşirilmiştir. 

Mesela Hıristiyanların yılda bir kez perhiz dönemleri vardır ve bu perhiz dönemi başlamadan önce kutlamalar yapılır. Bu kutlamaların ismi “Karnaval” olarak geçer. Latince “Carne Vale” yani “Ete Veda” anlamına gelen bu kutlama günü, perhiz süresince yenmeyecek ne yemek varsa hepsinin tıka basa sınırsız ve özgürce yendiği bir gündür. Tahmin edersiniz, bu karnaval isimli kutlama aslında Hıristiyanlık öncesi paganların baharın gelişini kutladıkları bayramdır. Kostümlerin giyilmesi, maskelerin takılması, danslar edilip şarkıların söylenmesi aslında hep pagan geleneklerinin etkisidir. Hıristiyanlık bu bayramı kendi dinlerine devşirmiştir. Yine aynı şekilde “Şişman Salı” yani “Mardi Gras” Büyük Perhiz’in (Lent) arifesi olan her yıl 2 ve 9 Şubat arası bir Salı günü kutlanır. Ortodokslar benzer izdüşümü “Baklahorani” ya da diğer adıyla “Tatavla Karnavalı” olarak isimlendirirler.

En büyük Hıristiyan bayramı ise (Easter) Paskalya’dır. Hıristiyanlar için İsa’nın öldükten sonra dirilişini, ruhunun göğe yükselmesini simgeler. Katolikler her yıl 21 Mart’ı takip eden ilk dolunaydan sonraki ilk Pazar gününü Paskalya olarak kutlar. Ortodokslar ise Jülyen takvim kullandığı için Paskalya’yı Katoliklerden birkaç gün sonra kutlarlar. Paskalya öncesinde bazı Hıristiyanlar 7 hafta bazıları ise 7 gün perhiz yaparlar. Bu perhizde hayvansal gıda tüketilmez, Perşembe ve Cuma günleri nebati yağ yenmez. İsa’nın son akşam yemeğinde mercimek yemeği iddia edildiği için Paskalya’dan önceki Perşembe akşamı evlerde mutlaka mercimek pişirilir. 

Biliyorsunuz Hıristiyanlıkta sembolizm çoktur. Bu bağlamda yine aynı şekilde mercimek, Hz. Meryem’in gözyaşlarını simgeler. Tam Paskalya günü dağıtılmak üzere evlerde kırmızı yumurtalar kaynatılıp, Paskalya çörekleri pişirilir. Bunlara bayram gününe kadar (Paskalya) dokunulmaz. Sembolizmden bahsetmişken yumurtanın dış kabuğu gökyüzü, zarı hava, kırmızı kabuğu ise İsa’nın kanı anlamına gelir. Yani aslında yumurta dolaylı olarak hayatı simgelemektedir. Tahmin edersiniz ki “Yumurta Bayramı”nın Anadolu’da Hıristiyanlık’tan daha eski bir geçmişi vardır. 

Bu bayram neticesinde tanıştığımız mahlepli “Paskalya Çöreği”ni müslümanlar da yadırgamaz ve çayın yanına çok güzel eşlikçi yaparlar. 

Tüm arkaik inançlarda içmek, yemekten evladır. Hal böyle olunca içilen sıvının ruhunun içe alınması ile anlamlandırılır. Pagan inançlarına göre bir hayvanın kanını içmek ya da bir bitkinin suyunu içmek onların ruhlarını kendi ruhuna katmak anlamına gelir. Bu sembolizm gözlüğünden bakacak olursanız şarabın neden İsa’nın kanı olarak tanımlandığını da daha iyi anlarsınız. 

Kitabı Mukaddes’te Pavlus, İsa’nın son akşam yemeğinde bir parça ekmek ve bir kadeh şarap alarak şunları söylediğini söyler: “Bunu alın ve yiyin! Bu benim vücudum, bu da kanım. Bunu benden bir anı olarak hatırlayın.”

İşte bu anı hala kiliselerde hatırlanmaya devam edilmektedir. 

happy diverse mother and daughter cooking together
Photo by Monstera on Pexels.com

İslamiyette Yeme-İçme Yasakları

Önce Yahudilik, sonra Hristiyanlık derken bu haftaki konumuz Müslümanlık ve müslümanlığın yeme-içme biçimlerini nasıl etkilediği…

Oruç

İçinde bulunduğumuz ay Ramazan. Bu ay kelimenin tam anlamıyla Müslümanların gastronomi ayı. Hiç şüphesiz iftar ve sahur sofraları çok iyi planlanıp organize edilir ve bu aya özel yemekler, yiyecekler sofralara çıkartılır. İftarda tüketilmesi tavsiye edilen yiyecekler için “iftariyelik” diye bir kelime vardır mesela. 

Oruç İslam dininin beş şartından biridir.

Oruçun Arapça karşılığı “Savm” yani “Tutmak” anlamına gelir. Kendini en tabii beşeri ihtiyaçlarından (nefs) tutmak, sakınmak demektir. Böylece beden üzerinde irade tesis edilmiş olur. Müslümanlar Ramazan ayı boyunca gün doğumundan gün batımına kadar bir şey yiyip içmez ve cinsel ilişkiye girmezler. 

Akşam iftar menüsü planlanırken vücudun gün boyunca eksilen değerlerine göre su, tuz ve diğer mineraller, kan şekerini yükseltecek yemekler hazırlanır. Hurma ve hoşaf şekeri, çorba, zeytin, peynir, pastırma, sucuk ve turşu tuz eksikliğini giderecektir. Özellikle bazı yiyeceklerin Ramazan ayında tüketimi çok artar. Türkiye’de tüm yıl boyunca tüketilen güllaçın %70’i sadece Ramazan ayında satılmaktadır. Pastırma ve hurma da aynı şekilde bilhassa Ramazan ayında satış grafiği yükselen yiyeceklerdendir. Türklerde ayrıca “Ramazan Pidesi” çok meşhurdur.

Sahurda ise gün batımına kadar aç kalacak bedenin yoksunluğu üzerine planlama yapılarak yemek yenir. Mesela sahurda çok tuzlu yemeklerden uzak durulur ve uzun süre tokluk hissi verecek yemekler tercih edilir.

woman in gray hijab sitting on couch
Photo by cottonbro on Pexels.com

Müslümanlıkta Yemek Yasakları

Müslümanlıkta sadece leş, kan, domuz eti ve Allah adına kesilmeyen hayvanlar ve içki haram kılınmıştır. Bunun haricinde yeme-içmekten zevk almak asla yasaklanmaz. İslamiyetteki yemek yasakları Yahudiliğe göre daha esnektir.

Hatta Müslümanlıktaki yeme-içme ile ilgili yasaklar İslamiyet gelmeden önceki putperestliğe kıyaslandığında büyük bir rahatlama ve özgürlüğü de beraberinde getirmiştir. Çünkü İslamiyetten önce Arap Yarımadası’nda putlara çocukların kurban edilmesi, kimi yiyeceklere din adamları dışında kimsenin el sürememesi, hatta birçok yiyeceği sadece erkeklerin yiyip, kadınların asla yiyememesi gibi durumlar da söz konusuydu. 

Kuran-ı Kerim’de beş ayrı surenin ayetlerinde yemek yasakları birbirini tekrar ederek açıklanmıştır. Bunlardan iniş sırasına göre lk ayet En’am Suresi’nden 6/145’tir. “De ki: bana vahiy olunanda leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve yoldan çıkarak Allah’tan başkası için kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum; fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rab çokça bağışlar ve merhamet eder.” 

Nahl Suresi 16/114-116: “Yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O’nun nimetine şükredin. Allah size ancak, leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak üzere bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder. Diliniz yalana alışmış olduğu için, her şeye ‘şu haram bu helaldir’ demeyin ki Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise saadete şüphesiz erişemezler.” 

Bakara Suresi 2/173 ayetinde benzer koşullar tekrar edilir. 

Maide Suresi 5/3’te konu biraz daha açılır: “Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası anılarak kesilenler, boğulmuş, bir yerine vurarak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları canları çıkmadan evvel kesmemişseniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Açlıktan darda kalan yiyebilir. Doğrusu Allah bağışlayandır, merhametli olandır. “

Maide Suresi 5/5’inci ayette ise Müslümanların diğeri semavi dinlerin mensupları ile (Hristiyan ve Yahudi) bir araya gelmesini ve birlikte yemek yemelerini tasvip eder niteliktedir: “Bugün size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir.” der.

assorted wine bottles
Photo by Chris F on Pexels.com

İçki Yasakları

Yedinci yüzyılda Medine ve çevresinde hurma şarabı içilirdi. Buna “temr” ya da “büsr” derlerdi. Farslılar üzümden yapılan şarap içer, Habeşliler pirinç ve darıdan yapılan şarabı içer, Yemenliler ise baldan yapılan bir içkiyi tüketirlerdi. 

Kuran’da içki ilk kez Nahl suresinde geçer ve faydalarından bahsedilerek “güzel rızık” olarak nitelendirilir. Bu ayet daha savaşlar başlamadan önce Hz.Muhammed Mekke’deyken erken dönem ayetleri arasındadır. 

Nahl Suresi (16/67) şöyle der: “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden içkiler yapıyor, güzel rızık ediniyorsunuz. Bunda akıl erenler için ibret vardır.”

Fakat zamanla içkinin müslümanlar içindeki bazı vukuatlarda zararları açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Mesela iyi bir iman sahibi olan Hz.Hamza bir parça ciğer için Hz.Ali’nin iki devesini öldürmüş. Birçok müslümanın öldüğü Uhud Savaşı’ndaki kayıpların nedeni birtakım ashabın sabahlara kadar içki içmesi olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca içkili bir halde namaza gelen imamın yaptığı yanlışlar ile ardı ardına gelen üç ayetle içki İslam dininde tamamen yasaklanmıştır. 

Bakara Suresi (2/119): “Sana şarap ve kumarı sorarlar. De ki ikisinde de bazı faydalar vardır. Ama ikisinde de büyük günah vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından daha büyüktür.”

Nisa Suresi (4/43): “Ey inananlar! Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”

Maide Suresi (5/90-91): “Ey inananlar, şarap, kumar, putlar ve fal okları şeytan işidir. Bunlar pistir. Bunlardan kaçının ki, mutluluğa eresiniz. Şeytan hile ile, şarap ve kumar yoluyla aranıza nifak ve düşmanlık sokmak ister. Sizi Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan vazgeçirmeye çalışır. Artık bunları bırakıyorsunuz, değil mi?”

Tabii bu ayetlere göre Hz.Peygamber sonrası gelen mezhepler farklı yorumlar getirmiştir. Mesela Hanefi mezhebi kurucusu Ebu Hanife cemaatine bazı cins şarapları içme izni vermiştir. Ebu Hanife; “Meşrubat kükreyip, kükremesi istidad ile üzerindeki kaymağı ve tortuyu atmadıkça tahammür etmez.” diye buyurmuş. Böylece hoşaf, şıra, boza, sirke gibi içkilere sarhoş olunmaması kaydıyla izin vermiştir. Şafiiler, Malikiler ve Hanbeliler için se alkollü içki içmek sarhoşluk versin ya da vermesin tamamen yasaktır. 

Ayetlerle gelen anlayışla beraber İslam dini içki içenlere herhangi bir ceza koymamıştır. 

sheep
Photo by Trinity Kubassek on Pexels.com

Kurban

Tarihte semavi dinlere kadar Putperestlikte ve Paganizmde insan kurban edilişine sıkça rastlanır. Semavi dinlerin kurucusu olan Hz.İbrahim, bunu oğlunu kurban etmek yerine bir koç kurbanı ile ikame ederek değiştirir. Sümer metinlerinde Hz.İbrahim’in zamanında en büyük erkek çocuklarını diri diri yakarak kurban etmenin bir gelenek olduğunu görüyoruz. İşte İbrahim asıl bu geleceği bozmuştur.

Hz. İbrahim’in kurban alegorisinin bir benzeri de Truva’ya sefere çıkmakta olan Agamemnon’un hikayesine benzer;

Agamemnon tanrıların kızını kurban etmesini istemesi üzerine tam da bu emri yerine getirecekken Tanrıça Artemis’in kızına ikame bir hayvan göndererek kızını kurban etmesinden kurtarması, İbrahim’in hikayesi ile neredeyse birebir örtüşmektedir. Kurban kelimesi dilimize İbranice “Korban” dan geliyor. Eski Ahit’te Hz.Nuh’un tufandan sonra kurban kesişi aktarıldığı için kurban sadece İslamiyet’te değil Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta da var. 

İslamiyet’te kurban da aslında o dönemde “Cahiliye Dönemi”sadece putlara ve diğer tanrılara adanan, ayrıca etleri asla yenmeyen hayvanların, insanlar tarafından da paylaşılıp yenilebilir olmasını sağlayan bir yenilik/anlayış getirmiştir. 

Özetle;

Kuran’da kurban kesmek vardır ve Kevser suresi ikinci ayeti “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” ile sabitlenmiştir. Lakin Kuran’da “Kurban Bayramı” yoktur. Muhtemelen bu, yoksullara yılda bir kere et yedirmek amacıyla sonradan bayramlaştırılmıştır. 

Evet. Böylece üç hafta boyunca elimden geldiğince ve kendi okuyup öğrendiklerimden derleyerek “Semavi Dinler”in inananlarına yeme-içme bağlamında nasıl etki ettiklerini dilim döndüğünce yazıp anlatmaya çalıştım. 

Öyle ya da böyle yiyip içtiklerimiz inanç sistemleri ile çok alakalı.

Bugün diyetetiğin başlangıcının inanç sistemleri olduğunu söylersem, sanırım yanılmış olmam.

Salih Seçkin Sevinç

En Güncel Yemek İçerikleri İçin Harbiyiyorum Youtube Kanalına Abone Olmayı Unutmayın.

Salih Seckin Sevinc

Harbiyiyorum.com kurucusu. 2009'dan beri yeme-içme üzerine keşifler yapıyor. Araştırıyor, yiyor, içiyor ve yazıyor. 2018- "Ölüm Yolcusu Abdülüver'in Tuhaf Seyahatleri" 2016 - "Harbi Yiyorum - Türkiye'de Harbiden Nerede Ne Yenir?" 2015 - "Her Şeyin Başı Blog" 2014 - "Social Media for Real" 2012 - "Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya" kitaplarının yazarı. ODA TV "Lezzet Peşinde" köşe yazarı, Eylül 2019'dan bu yana Kültür TV'de "Harbi Yiyorum" programını hazırlıyor ve sunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir