Ukrayna’da Gastronomi Devrimi

2014 yılında Nezalezhnosti Meydanı’nda yüzden fazla kayıp verdiği halde aylarca direnerek Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviçi deviren Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gittim geçen hafta. 18 aylık yurt dışı seyahat perhizimi de böylece bozmuş oldum. Kendilerini Sovyet Rusya’dan ayırdıktan sonra Avrupalı olarak gören/görmek isteyen halkın, AB müzakerelerini sona erdiren Rusya yanlısı bir lidere karşı verdiği mücadelenin tam da çatışmalarının en sıcak yaşandığı meydanı gezdim. Özgürlük anıtı önünde zihnimde tüm bu olanları canlandırmaya çalıştım ama bir türlü başaramadım. İnsanoğlu kendi ülkesinin evladına nasıl kurşun sıkıp öldürebiliyor, bir türlü anlayamıyorum. O karanlık günlerin düşüncelerini hızlıca zihnimden söküp attım.

Bugün o meydanda kocaman fıskiyeli bir havuz var ve insanlar onun etrafında dinleniyor, fotoğraf çektiriyorlar. İyisi mi siz Ukraynalıların bu devrim mücadelesini sıkı bir belgeselden izleyin. İsmi: Winter on Fire. Netflix’te var. Gözünüzü kırpmadan izleyeceğinize eminim.

Filmi hızlandırıyorum…

Devrim sonrası Yanukoviç Rusya’ya sığınıyor. Rusya’nın ilhakı ile Kırım’ı da kaybeden Ukrayna ekonomik olarak sağlam bir dar boğaza giriyor. Ne Avrupa Birliği gerçek oluyor, ne de Rusya artık Ukrayna’nın yanında durmuyor.

Şimdi de kendi filmimi biraz ileri sarayım…

Böylece; 2016’da yani Ukraynalıların “Onur Devrimi” ismini verdiği bu devrimden 2 yıl sonra eşimle birlikte çok uygun fiyatlı olduğunu duyduğumuz ve gastronomi konusunda oldukça iddialı olduğu söylenen Ukrayna’nın diğer bir şehri olan Lviv’e gitmiştik. Avrupai kafeler, özel temalı restoranlar, tüm dünyadan ithal edilen gastronomi nüansları ile pilot şehir olan Lviv’in gelecek vaat ettiği ortadaydı. Her şey inanılmaz ucuzdu. Yemekler lezzetli, ambiyanslar Avrupa şehirlerindeki restoran ve kafeler ayarındaydı. Türk lirası ya da dolar bozduruyorduk, elimize tomarla Grivna (Ukrayna para birimi) geçiyor sonra bu tomarla parayı harca harca bitiremiyorduk. Bir ara içtiğimiz içkinin parasının 2 TL bile olmadığını fark edince artık hesap yapmayı bile bırakmıştık. O kadar etkilenmiştim ki; Lviv seyahatimden aldığım ilhamla insanın görece büyüyüp küçülmesini anlatan ilk romanım “Ölüm Yolcusu Abdülüver’in Tuhaf Seyahatleri”ni yazmaya başladım. 

Geçtiğimiz hafta yaptığım Kiev seyahati ile Ukrayna’nın bu gastronomik açılımını tamamlamış olduğunu gözlerimle gördüm. Lviv’de 2016 yılında gittiğimiz ve tek şubesi olan “Drunk Cherry – Sarhoş Vişne” isimli vişne likörcüsü bugün Kiev dahil birçok şehirde onlarca şube açmış durumda. Lviv’de yine ilk gittiğimiz yılda kurulmuş olan “Lviv Croissants” bugün yine tüm Ukrayna’da onlarca şube sayısına ulaşmış. Bu örnekler saymakla bitmez. Ukraynalılar 6 yıl gibi kısa bir sürede dünyanın dört bir yanından restoran konseptlerini ülkelerine pek güzel uyarlamışlar. Kurbağa bacağı ve salyangoz sunan Fransız restoranlarından tutun da, Avrupa’da belki de en iyi risottoyu yiyebileceğiniz İtalyan restoranlarına, sadece ramen yiyebileceğiniz zincir restoranlardan tutun da, Uzakdoğu füzyon (hatta Vietnam) mutfağına kadar geniş yelpazede hizmet/menü sunan bir portföye kavuşmuşlar.

Kiev

BİLİNÇLİ BİR POLİTİKA

Özetle ülkenin kendi devrimi ile birlikte ekonomik ilerleme için başlattığı gastronomi devrimi de başarılı olmuş. Burada önemli olan nokta, ülkenin bu gastronomi ithalatını ülkenin turist çekmek ve “gastronomic attraction” dedikleri, “gastronomi atraksiyonunu” sağlamak için bilinçli bir politika nezdinde sermaye sahipleri ile birlikte yürütmesi. Gelelim Ukrayna’ya nasıl gidilir konusuna…Tabii pandemi sonrası pandemi öncesi gibi değil. O eski “para bozdurduk elimize tomarla para geçti ve harca harca bitiremedik” günlerinden eser yok şimdi. Ukrayna bizler için bile pahalı bir ülke haline gelmiş. Maalesef ama gerçek bu. Türk lirası son iki yılda büyük değer kaybetti. Düşünün, 1 Euro 2018’de 5,5 TL seviyesindeydi. 18 ay sonra yurt dışına gidince bu değişimi çok iyi anlıyorsunuz.

Yine de güzel olan; Ukrayna’ya hala vize yok. Pasaport ya da yeni Yeni TC kimlik kartınızla gidebiliyorsunuz. Restoranlar/kafeler açık, sokakta açık havada yürürken maske takma zorunluluğu yok. Saat sınırı yok. Sokağa çıkma yasağı gibi bir durum söz konusu değil. Bir tek markette, toplu taşımada, kapalı alanda maske takıyorsunuz. Gece hayatı, eğlence gırla devam ediyor. Tüm mekanlar pandeminin başında ilk iki ay kapalı kalmışlar, sonra insanlar biz ne yapacağız, nereden para kazanacağız diye devlete baskı kurmuşlar. Devlet de 2014 devrimini anımsayarak pek üstlerine gitmemiş. Çok insanla konuştum. Aşıya inanmıyorlar. Toplumsal bağışıklık ile giden gider, kalan sağlar bizimdir şeklinde yollarına devam ediyorlar. Çok sıkı yasakların uygulandığı Avrupa ülkelerinde yaşayanlar Ukrayna’ya gelip burada kalmaya/yaşamaya başlamışlar. Yani Avrupa ülkeleri ve bizim gibi ülkeler için Ukrayna bir nefes alma yeri olmuş. Ukraynalılar da “bu nefes alma” hususunun ekonomik bir bedeli olduğunun gayet iyi farkına varmışlar. 

Görünen o ki Ukrayna pandemi sonrası daha güçlü bir ekonomi ile çıkacak. Kanımca doğru bir politika izlemişler.

Şimdi; Türkiye’den gidecek biri için “Ben Ukrayna’ya gidiyorum” cümlesini kurduğu an cebinden yaklaşık 1000 TL çıkıyor artık. Gidiş de, dönüş de son 72 saat PCR testi istiyor. PCR testi işi tahmin ettiğim gibi tam bir dolandırıcılık işine dönmüş. Bir standartı yok. Raporu Türkçe istersen 100 TL, İngilizce (başka hangi dil olacak ki Kiev’e giderken) istersen 250 TL. Ukrayna tarafında sonuçları aynı gün istersen 400 TL, ertesi gün istersen 350 TL, hemen iki saat içinde istersen 500 TL. Ukrayna Covid için özel (daha önce yoktu) bir sigorta istiyor. Kendi özel sitesinden 30 euro gibi bir bedelle yaptırıyorsunuz. O bizim sigortacıların klasik yurt dışı sigortası bir anlam ifade etmiyor. Yurt dışı çıkış pulu vs. derken kişi başı yaklaşık 1000 TL ye git/gel paketleniyorsunuz. Konaklama, uçuş, yeme-içme bunları saymıyorum bile.

Hatırlıyorum; pandemi başlarken yazmıştım. Ayağımızın altındaki halıyı covidle birlikte hızlıca çektiler. Ayaklarımız yerden kesildi ve hepimiz tıpkı bir film karesinde olduğu gibi yavaşlatılmış bir biçimde havada asılı kaldık, ağır çekim halde yere düşüyoruz diye…Yere tam olarak düştüğümüzde ve ayaklarımız tekrar yere bastığında ne göreceğimizi, neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz demiştim.

İşte ben bu ağır çekim filmi kendi irademle biraz hızlandırdım ve yerle ilk kez Ukrayna’da temas ettim diyebilirim. Emin olun; yeni bir dünya gördüm. Tahmin ettiğim gibi pandemiden önceki dünyayı kesinlikle bulamadım. Biraz da ürktüm açıkçası. 

Gelecek hafta Ukrayna’daki gözlemlerimi, mekan keşiflerimi ve hala tasarlanmakta olan yeni dünya düzeni üzerine düşüncelerimi yazacağım…

Sağlık ve afiyetle kalın…

Dobra Gül

Gittiği yerler kim olduğunu bilmez. Dobra dobra yazar. 7 kuşak Bolu Mengen'li. Sevdiğini çok sever, sevmediğinin üstünü çizer. Dikkat! Gerçek gurme! Mekanların korkulu rüyası.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir