Edirne Tava Ciğeri Nedir?
Edirne denilince akla gelen ilk lezzetlerden biri olan “tava ciğeri”, Trakya bölgesinde yetişen genç danaların karaciğerinden hazırlanan efsanevi bir yemektir. İncecik yapraklar halinde kesilip yüksek ateşte kızartılan bu ciğer, gördüğü özel işlemler sayesinde klasik ciğer kokusu ve tadından arındırılır. Öyle ki normalde ciğer yemeyen birine bile Edirne tava ciğerini kolaylıkla sevdirebilirsiniz. Adındaki “tava” ifadesi, ciğerin derince, sini şeklindeki özel tavadapişirilmesinden gelir. Edirneliler bu eşsiz yemeğe yıllardır gönül vermiş, şehirle özdeşleştirmiştir – öyle ki tava ciğer, Selimiye Camii’nden sonra kentin ikinci simgesi haline gelmiştir diyebiliriz.
Masada servis edilen Edirne tava ciğeri ve geleneksel yancıları: kızarmış Karaağaç biberi, domates, soğan ve köpüklü açık ayran. İncecik doğranmış ciğerler, bol ayçiçek yağında sadece birkaç dakika kızartılarak çıtır dışı ve yumuşacık iç dokusuyla servis ediliyor.
Not: Bu yazı 24 Ocak 2026 tarihinde güncellenmiştir.
Tarihçesi: Osmanlı’dan Günümüze Uzanan Lezzet
Edirne tava ciğerinin kökeni Osmanlı saray mutfağına kadar uzanır. Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış olan Edirne’de ciğer tava, saray mutfağının önde gelen lezzetlerinden biriydi. Hatta 1844 yılında basılan ilk Türk yemek kitabı “Melceü’t-Tabbâhîn”’de ciğer tavasının tarifi yer alır. Bu kaynakta koyun veya kuzu ciğerinin temizlendikten sonra ince ince doğranıp una bulanarak kızgın yağda kavrulması, ardından üzerine piyaz yapılmış soğan ve maydanoz konularak servis edilmesi tavsiye edilir. Görüldüğü gibi, bundan yaklaşık iki asır önce dahi ciğer tava benzeri bir yemek sofralardaydı.
Osmanlı döneminden miras kalan bu lezzet, Cumhuriyet yıllarında Edirne’de halkın ve esnafın çabasıyla yaşatıldı. 20. yüzyılda Edirne’de Necati Usta gibi ustalar tava ciğerini geliştirip yaygınlaştırdı. Meşhur ustalardan Kazım Usta, 1960’larda Necati Usta’nın yanında çırak olarak işe başlayıp 1972’de onun dükkânını devraldı. Eskiden ciğerin kalın dilim halinde biftek gibi pişirildiği, zamanla yaprak inceliğinde kızartma tekniğine geçildiği anlatılır. Kazım Usta 1964’ten beri Edirne’de yaprak ciğer geleneğini sürdürmüş, sonraki kuşaklara aktarmıştır. Örneğin, bugün “Meşhur Edirne Ciğercisi Kazım ve İlhan Usta” adıyla anılan işletme, Kazım Usta ve damadı İlhan Usta tarafından nesilden nesile devam ediyor. Benzer şekilde 1983’ten beri hizmet veren Niyazi Usta ve 1998’de kurulan Aydın Usta gibi ustalar da bu geleneği tüm Türkiye’ye tanıtmıştır. Bu ustaların özverisi sayesinde Edirne tava ciğeri günümüzde kentin coğrafi işaret tescilli (2010 yılında alınmıştır) yöresel ürünü haline gelmiştir.
Malzemeleri: Süt Danasından Ciğer ve Trakya’nın Ayçiçek Yağı
Edirne tava ciğerinin lezzet sırrı, kullanılan malzemenin kalitesinde gizlidir. Temel malzemeler genç dana ciğeri, ayçiçek yağı ve un olup, tuz ve bazı püf noktası malzemelerle desteklenir:
- Dana Ciğeri: Tercihen süt danasının (yaklaşık 6-12 aylık genç dana) karaciğeri kullanılır. Genç hayvan ciğeri daha yumuşak ve kokusuz olur. Edirneli ustalar özellikle dişi hayvanın ciğerini kullanmamaya özen gösterir; genç erkek dana ciğeri en makbulüdür. Ciğer, kasapta zarı ve sinirleri tamamen temizlenmiş halde temin edilir. Trakya’nın verimli topraklarında yetişen büyükbaş hayvanların ciğerleri, tava ciğerine eşsiz bir tat ve yumuşaklık kazandırır.
- Ayçiçek Yağı: Edirne ve çevresi ayçiçeği tarlalarıyla ünlüdür; bu nedenle tava ciğer, bol ve kızgın ayçiçek yağıiçinde kızartılır. Ayçiçek yağı yüksek ısıya dayanıklı olduğu ve nötr bir tat sunduğu için ciğerin aromasını mükemmel şekilde ortaya çıkarır. Ciğer tavanın kendine has aromasının sırrı da kullanılan yağın bolluğu ve kalitesidir denilebilir. Gelenekte Trakya’da üretilmiş taze ayçiçek yağları tercih edilerek yerel lezzet vurgulanır.
- Un ve Tuz: Ciğer dilimlerini kaplamak için özel bir un kullanılır. Genellikle kepek oranı düşük, elenmiş beyaz un tercih edilir. Un, ciğerin yüzeyindeki nemi alarak çıtır bir doku oluşturur. Kızartmadan hemen önce ciğer parçaları una bulanır ve fazla un silkelenir. Ayrıca tuz, ciğer dilimlerine ya kızartmadan önce hafifçe serpilir ya da kızartma sonrası üzerinde gezdirilir. Tuz miktarı ustanın dokunuşuna kalmıştır; az miktarda tuz ciğerin tadını belirginleştirir.
- Karaağaç Biberi: Bu özel acı biber aslında bir garnitürdür ancak tava ciğerinin ayrılmaz bir parçası sayıldığı için malzeme listesinde anmaya değerdir. Edirne’nin Karaağaç mahallesinde yetişen ve halk arasında “ciğerci biberi”veya “acı kara” (acıkara) diye bilinen bu sivri biberler, ciğerin tamamlayıcısıdır. İnce uzun yeşil biberler yazın toplanıp güneşte kurutulur; kururken kırmızımsı kahverengi bir renk alırlar. Servisten hemen önce temiz ayçiçek yağında birkaç saniye kızartılan bu kuru biberler, kendine has “tatlı bir acılık”larıyla ciğerle birlikte yenir. Mideyi rahatsız etmeyen, aromatik bir acılığı vardır.
Yapılışı: İncecik Kesimden Uçuşan Ciğerlere
Edirne tava ciğerini hazırlamak emek ve ustalık ister. Ustalar yılların deneyimiyle, her adımda lezzeti garantileyecek bir yöntem izler. Genel yapılış sürecini adım adım özetleyelim:
- Temizleme ve Dilimleme: Kasaptan zarı ve sinirleri ayıklanmış olarak alınan dana ciğeri önce buzlu suda yaklaşık 1-2 saat bekletilir, böylece kanının büyük kısmını bırakır. İyice süzdürülüp kağıt havluyla kurulanır – bu sayede ciğere un fazla yapışmaz. Daha sonra ciğer, bıçakla yaprak inceliğinde dilimler haline getirilir. Bu dilimleme işlemi usta eliyle “tek hamlede” yapılır; her dilim adeta yaprak kadar ince ve şeffaf olmalıdır. Ustalar bu inceliği tutturmak için çok keskin bıçaklar kullanır, hatta bazıları dilimlemeyi kolaylaştırmak için ciğeri kısa süre buzlukta dondurup sertleştirir. Doğranan yaprak ciğer parçaları fazla kanının tamamen gitmesi için tekrar süzülür.
- Marine ve Dinlendirme (Opsiyonel): Kimi ustalar, ciğeri dilimledikten sonra hafifçe tuzlayıp bir süre buzlukta bekletir. Bazıları ise her 1 kilo ciğer için 1 çay kaşığı karbonat ekleyip harmanlayarak buzdolabında bir gece dinlendirir. Bu yöntemler ciğerin yumuşacık olmasını ve pişince ağızda dağılmasını sağlar. Ancak çoğu Edirneli usta, taze ciğeri aynı gün içinde hazırlayıp pişirmeyi tercih eder; çünkü en taze haliyle ciğer zaten yeterince yumuşaktır.
- Unlama: Pişirme aşamasından hemen önce ciğer dilimleri geniş bir tepsi içindeki una atılır. Ciğerler bol unla bulandırılır, sonra unun fazlası silkelenir. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken nokta, una bulanmış ciğerlerin birbirine yapışmamasıdır. Un, kızartma sırasında ciğerin dışını çıtırlaştıracak bir kaplama oluşturur. Edirne ustaları, ciğeri una bularken “çapak” denilen un topaklarının kalmamasına özen gösterir; bunun için ciğer yeterince kuru olmalıdır.
- Kızartma: Edirne tava ciğeri, adını aldığı özel tavada pişirilir. Bu tava, geniş çaplı ve derince bir bakır veya çelik kap olabilir. Tavanın içine bol miktarda ayçiçek yağı konur ve yağ iyice kızdırılır (180°C civarı). Yağ yeterince kızgın olduğunda, unlanmış ciğer dilimleri tavaya atılır. Burada ustalık devreye girer: ciğerler tavaya tepeleme doldurulmaz, porsiyon porsiyon pişirilir. Her bir porsiyon tavaya atıldığında, usta elindeki kepçe ile ciğerleri sürekli karıştırarak veya üzerine sıcak yağ gezdirerek yaklaşık 1-2 dakika yüksek ateşte kızartır. İnce dilimler çok çabuk piştiği için uzun süre tutulmaz; aksi halde kuruyup sertleşebilir. Kısa sürede dışı altın rengi olup hafif kıtırlaşan, içi ise lokum gibi yumuşak kalan ciğerler, delikli kepçeyle sudan çıkarır gibi yağdan süzülerek tavadan alınır.
- Servis: Tavadan çıkan kızarmış ciğerler fazla yağını salması için önce kağıt havlu üzerine alınır, ardından bekletmeden servis tabağına konur. Geleneksel olarak üzerlerine hemen tuz serpilir (eğer öncesinde tuz atılmadıysa). Yanında olmazsa olmaz garnitürleriyle birlikte sıcak sıcak sunulur. Edirneli ustalar “ciğer, tavadan çıkar çıkmaz yenmeli” der – bu yüzden müşteriler masada beklerken porsiyonlar anbean kızartılır, tazecik halde sunulur. Sonuç olarak ortaya, dışı çıtır, içi yumuşacık, kokusuz ve hafif bir ciğer şöleni çıkar.
Yan Ürünler: Kızarmış Biber, Sumaklı Soğan ve Açık Ayran
Edirne tava ciğerini “başlı başına bir nefislik” olarak tanımlasak da, onu efsane yapan önemli bir detay da birlikte sunulan yan ürünlerdir. Bu garnitürler ve mezeler, ciğerle uyum içinde lezzeti katlar:
- Karaağaç Acı Biberi: Yukarıda bahsettiğimiz Edirne’nin meşhur ciğerci biberi, tava ciğerin takım arkadaşının başında gelir. Bu biberler yazın Karaağaç bölgesinde yetişir, ata tohumlarından özenle üretilir ve dalında olgunlaşmadan yeşil halde toplanır. İpe dizilerek gölgede kurutulan biberler, bu işlem sonunda buruşuk ve kahverengimsi kırmızı bir hal alır. Kurumuş acı biberler, ciğer siparişi verildiğinde tavaya girmeden hemen önce temiz bir tavada bol kızgın yağda yalnızca 6-7 saniye karıştırılarak kızartılır. Böylece dışı parlak ve gevrek, içi aromalı hale gelir. Bu biberler “acıkara**” veya “karaacı”** adıyla da anılır. Tabağınıza genellikle 2-3 adet bütün kızarmış biber konur. Isırdığınızda acılığı dilinizi yakıp geçen cinsten olsa da damakta hoş bir aroma bırakır, mideyi rahatsız etmez. Ciğerin yağıyla birleşen bu acı, tiryakiler için vazgeçilmezdir.
- Sumaklı Soğan: Ciğer tavanın yanında genellikle piyazlık doğranmış kuru soğan servis edilir. İnce hilal şeklinde doğranmış beyaz soğanlar, sumak ve tuzla ovularak acısı alınmış, tatlandırılmış halde sunulur. Sumaklı soğan hem ciğerin yağını dengeleyen ferah bir eşlikçi, hem de Trakya usulü sunumun bir parçasıdır. Bazı lokantalar soğana maydanoz da ekleyerek mini bir salata formunda verir. Sirkede bekletilmiş soğan veya tuzla ovulmuş mor soğan da tercih eden ustalar vardır. Ama ortak nokta, soğanın sumak sayesinde hafif ekşimsi bir lezzet kazanıp ciğerin yanına çok yakıştığıdır.
- Edirne Domatesi: Yaz aylarında Edirne’nin bereketli tarlalarından çıkan domatesler, tava ciğer tabağını şenlendiren bir diğer unsurdur. Özellikle kızarmış biberin acısını yatıştırmak için tabağa birkaç dilim taze Edirne domatesi konur. Edirne domatesi, bölgenin alüvyonlu toprakları sayesinde tatlımsı ve sulu bir aromaya sahiptir. Dilimlenmiş domatesler soğanla birlikte tüketilebildiği gibi, sadece ağız ferahlatmak için de yenebilir. Bazı yerlerde domates dilimleri yerine Trakya usulü sirkeli domates sosu da sunulur. Bu sos, sirke ile tatlandırılmış rendelenmiş domates ve biber karışımı olup ciğerin yanında küçük bir kasede verilir ve isteyene ayrı bir lezzet katar.
- Açık Ayran: Tava ciğer menüsünün içecek tercihi her zaman açık ayran olmuştur. Büyük bakır taslarda ya da cam şişelerde servis edilen, bol köpüklü tuzlu ayran, kızarmış ciğerle muhteşem bir ikili oluşturur. Yoğurdun serinletici etkisi, hem ciğerin hem acı biberin yoğunluğunu dengeler. Edirne’de birçok ciğerci kendi yaptıkları günlük taze ayranı sunar; hatta bazıları bunu koyun yoğurdundan yaparak ekstra bir lezzet katar. Süt ürünlerinin kalitesiyle ünlü Trakya bölgesinde, ayranın tadı da ayrı güzel olur. Bir yudum ayran, bir lokma ciğer ve acı biber… Edirne’deki sofranız adeta bir damak şölenine dönüşür.
Bu saydıklarımız dışında bazı mekanlar ekstra garnitür olarak fasulye piyazı (haşlanmış kuru fasulye, soğan, maydanoz ve sirke ile yapılan salata) ikram edebilir. Piyaz da özellikle ağır yemeklerin yanına yakışan, proteini yüksek bir tamamlayıcıdır ve Edirne’de ciğer sofrasında yeri vardır. Son olarak, ciğerinizi yerken masada mutlaka taze ekmek bulunur – çıtır ekmek içini ciğer tabağının dibine biriken yağa bandırmak, pek çok Edirne ziyaretçisinin unutamadığı küçük mutluluklardan biridir.
Edirne İçin Önemi: Coğrafi İşaret, Festival ve UNESCO Yolculuğu
Tava ciğer, bugün Edirne kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Nasıl ki Gaziantep baklavasıyla, Adana kebabıyla özdeşleşmişse, Edirne de tava ciğeriyle anılır. Coğrafi işaret tescili bunun bir göstergesidir: Edirne Tava Ciğeri, 2010 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenerek korunma altına alınmıştır. Bu tescil, tava ciğerinin belirli bir standartta, hakiki yöntemlerle yapılmasını güvence altına almakta ve adının başka yerlerde taklit edilmesini önlemektedir.
Edirne’de tava ciğerin önemi sadece damaklarda değil, kültürel ve ekonomik alanda da hissedilir. Şehirde her yıl geleneksel olarak düzenlenen Uluslararası Bando ve Tava Ciğer Festivali, bu ürüne adanmış büyük bir şenliktir. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler, bu festivalde hem Edirne’nin tarihi mekanlarını gezip hem de usta ciğercilerin elinden çıkan enfes ciğeri tatmak için akın eder. 2018 yılında Edirne Belediyesi festival kapsamında Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için dünyanın en büyük tavasında ciğer pişirme etkinliği düzenlemiştir. 7 metre çapında, 2 ton ağırlığında dev bir tava özel olarak imal edilip 2.520 litre ayçiçek yağıyla doldurulmuş; içinde tam 600 kilo ciğerkızartılarak bir rekora imza atılmaya çalışılmıştır. Edirne halkı ve ciğer ustaları “dünyanın en lezzetli ciğerinin, dünyanın en büyük tavasında pişmesi” fikriyle bir araya gelmiş, ortaya coşkulu görüntüler çıkmıştır. Festival süresince pişirilen yüzlerce kilo ciğer ücretsiz olarak halka ve misafirlere dağıtılmış, adeta ciğer bayramı yaşanmıştır.
Tava ciğerin bir diğer önemi, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girme hedefidir. Edirne’nin ustaları ve kurumları, tava ciğerini dünya kültür mirası olarak tescil ettirmek için kolları sıvadı. 2020’lerden itibaren Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Edirne Tanıtma ve Tava Ciğer Kalite Koruma Derneği iş birliğiyle çalışmalar başlatıldı. 2021 yılında tava ciğer ve yanındaki özel kurutulmuş biberin UNESCO’ya resmi başvurusu yapıldı. Bu süreç uzun bir yolculuk olacak; başvuru dosyasının ulusal ve uluslararası değerlendirmelerden geçmesi 5-6 yılı bulabilir. Ancak Edirne’de tüm ciğer ustaları ve yetkililer, bu değerin dünya çapında tanınması için tek yürek olmuş durumda. UNESCO tescili gerçekleşirse, Edirne tava ciğeri insanlığın ortak mirası listesine girecek ve global anlamda koruma ve tanıtım imkânı bulacak.
UNESCO yolundaki bu çabanın ardında, tava ciğerin gerçekten eşi benzeri olmayan bir tat olduğuna dair inanç yatıyor. Gastronomi uzmanları, Edirne tava ciğerinin Trakya’nın bereketli nehirleriyle sulanmış otlarla beslenen hayvanlardan elde edilen et sayesinde benzersiz olduğunu vurguluyor. Dünyanın pek çok yerinde ciğer yemekleri olsa da, Edirne’nin ince kesilmiş yaprak ciğerinin ve onun özel kızartılmış biberinin kombinasyonu bir başka yerde bulunmuyor. Bu eşsizliği geleceğe taşımak ve tüm dünyaya anlatmak, Edirneliler için bir gurur meselesi haline gelmiş durumda.
Ayrıca, Edirne tava ciğerinin ekonomik boyutunu da unutmamak gerek. Şehirde onlarca ciğer lokantası faaliyet gösteriyor ve bu işletmeler hem istihdam yaratıyor hem de turizme büyük katkı sağlıyor. Yerli yabancı turistler, sadece Selimiye’yi, tarihi köprüleri görmek için değil, aynı zamanda “o meşhur ciğeri” yemek için Edirne’ye geliyorlar. Kente günübirlik gelen pek çok kişi, sokaklarda buram buram yayılan ciğer kokusunu takip ederek kendini bir ciğerci dükkanında buluyor. Bu durum esnaf için de kazanç kapısı; ciğer, Edirne ekonomisinin lezzetli bir lokomotifi adeta. Hatta Edirne’de tava ciğer o kadar benimsenmiştir ki, bu konuda türküler yakılmış, sloganlar üretilmiştir. “Edirne’ye gel, ciğerimi ye!” şeklinde esprili bir deyim dahi halk arasında dolaşır. Özetle, tava ciğer Edirne için bir yemekten çok daha fazlası – kültürel bir sembol, ortak bir gurur kaynağı ve geleceğe taşınacak bir mirastır.
Edirne’ye Gidenlere Tavsiyeler: Nerede Yenir, Yerinde Yemek Neden Önemli?
Edirne tava ciğerinin lezzetini en iyi tadabileceğiniz yer tabii ki doğduğu topraklar, yani Edirne’nin kendisidir. Bu lezzeti yerinde yemek, hem malzemenin tazeliği hem de ustaların mahareti açısından fark yaratır. Ciğerin sabah kesilip öğlen tabakta olduğu, biberin dalından kopup güneşte kurutulduğu, ayranın köy sütünden günlük yapıldığı bir ortamdan bahsediyoruz. Edirne’deki hava, su ve kültür bile sanki bu yemeğin tadına etki ediyor. İstanbul gibi büyük şehirlerde de “yaprak ciğer” yapan yerler bulmak mümkündür ancak hiçbiri Edirne’de yediğinizin yerini tutmaz. Çünkü orijinal tava ciğer ustaları, yılların deneyimini ve aileden öğrenilen sırları işe katıyor; ayrıca Edirne’nin suyu, toprağı, hayvanının yediği ot bile farklı bir aroma sağlıyor.
Edirne’ye yolunuz düşerse tava ciğer yemek için şehrin merkezinde pek çok seçenek bulacaksınız. Çarşıya girdiğiniz anda gözünüz hemen tabelalara çarpacaktır: her birkaç dükkânda bir “ciğerci” görürsünüz. Hatta öğle vakti yaklaştığında bazı dükkanların önünde kuyruk olduğunu fark edebilirsiniz. Bu denli rekabet içinde her ustanın ayrı bir iddiası ve tarzı vardır, fakat genel olarak hepsi belirli bir standardın üzerindedir – neticede coğrafi işaretin getirdiği bir kalite kontrolü de vardır. Yine de yıllar içinde isim yapmış, müdavimler edinmiş bazı mekanlar vardır ki onları özellikle anmak gerek:
- Ciğerci Niyazi Usta (Kaleiçi): 1983’ten beri Edirne’de ciğer pişiren Niyazi Usta, kentin en tanınmış ustalarındandır. Öyle ki 2025 yılında Türkiye Aşçılar Federasyonu tarafından “Türkiye’nin En İyi Ciğer Restoranı” ödülüne layık görülmüştür. Tarihi bir binadaki lokantasında duvarlar ünlü müşterilerle çekilmiş fotoğraflarla dolu. Niyazi Usta’nın usulüyle hazırlanan tava ciğer yumuşacık dokusu ve bol acı biberiyle ünlüdür; uğrayan pişman olmaz.
- Meşhur Edirne Ciğercisi Kazım & İlhan Usta (Balıkpazarı): 1964’ten bu yana süregelen bir aile geleneğinin adresidir. Usta-çırak silsilesiyle nesilden nesile aktarılan tarifleri sayesinde Edirne’de bir ekol haline gelmiştir. Üç katlı şık restoranlarında servis edilen yaprak ciğer, ince kıyımı ve temiz kızartılmasıyla takdir toplar. Kazım ve İlhan Usta, Kırkpınar güreşleri zamanında pehlivanlardan tutun da devlet adamlarına kadar pek çok müdavimi ağırlamıştır.
- Aydın Tava Ciğer (Tahyaki Aralığı): 1998’de kurulmuş olmasına rağmen kısa sürede ün kazanmış genç bir mekandır. Şehrin çarşısında önünde sürekli kuyruk olan bu dükkân, lezzet tutkunlarının uğrak noktasıdır. Aydın Usta’nın ciğeri oldukça hafif ve çıtırdır; yanında verdikleri acı biber sosu ve sıcak ekmekle birlikte tadına doyum olmaz. “Geç keşfedilmiş bir yıldız” olarak anılan Aydın, yerel halka da turistlere de kendini sevdirmiştir.
Yukarıdakilerin yanı sıra Edirne merkezde ve Karaağaç tarafında başka meşhur ciğerciler de bulunmaktadır (Ciğerci Kemal, Ciğerci Bahri Bey, Naci Usta gibi). Aslında Edirne’de kötü ciğer yapana rastlamak zordur; rekabet kaliteyi yükseltmiştir. Bizim tavsiyemiz, vaktiniz elverirse birden fazla mekanda küçük porsiyonlar halinde tadım yapmanız – her ustanın el lezzetindeki nüansları keşfetmek keyifli olacaktır.
Tava ciğeri Edirne’de yemek, sadece bir karnınızı doyurma işi değil adeta bir ritüel gibidir. Masaya gelen dumanı tüten ciğerin kokusu, üstüne limon sıkılmış sumaklı soğanın ferahlatıcı aroması, kulağınıza çalınan ustaların şakalaşmaları, tavadaki ciğerin cızırdayan sesi… Tüm duyularınıza hitap eden bu deneyim, ancak yerinde yaşanınca tam anlamıyla anlaşılır. Üstelik Edirne’de yediğiniz ciğerin ardından Selimiye’nin gölgesinde içeceğiniz demli bir çay veya meşhur badem ezmesiyle yapacağınız final, gezi hatıralarınız arasına tatlı bir nokta koyacaktır.
Unutmayın, Edirne tava ciğerini gerçek ustalarının elinden yemek için belki sabah erken saatlerde yola düşmeniz, bir-iki saatlik bir ferah Trakya yolculuğunu göze almanız gerekebilir. Ama o ilk lokmayı ağzınıza attığınızda buna değdiğini hissedeceksiniz. “Edirne’ye gidip de ciğer yemeden dönmek olmaz” sözünü çok daha iyi anlayacaksınız. Şimdiden yiyenlere afiyet olsun, Edirne tava ciğerinin o enfes lezzeti damağınızda kalıcı olsun!

