GURME NOTLARIOdaTV Yazıları

Franchise Sistemi Türkiye’de Neden Başarısız?

Diyelim ki paranız var ama iş fikriniz yok. O zaman sizin için iş fikri ve modeli olan kişilerden o iş fikrini ve modelini satın alabilirsiniz. Çalışan ya da çalıştığını düşündüğünüz iş modelini satın aldığınız zaman “Franchise” satın alması gerçekleştirmiş oluyorsunuz. 

Lakin bu kelimenin maalesef Türkçe’de bir karşılığı yok. Yani var, ama yok. Durum böyle olunca ithal ettiğimiz “Franchise” süreçleri birçok iş kolunda Türkiye için beklentileri karşılayamayan, yerelleştirilemeyen, istismara açık, içi boş başarısızlıklardan öteye gidemiyor. 

Post modern çağda yeni iş modellerinin ortaya çıkışı ve parlatılışı gibi “Franchise”ın da parladığı yer Amerika. 1950’li yıllarda Amerika şartlarındaki konjonktür gereği arz ve talep dengesi için geliştirilmiş bir sistem. İhtiyaca, altını çizerek söylüyorum emek talebine ve özellikle de Amerika şartlarına göre modellenen ve zaten menşei Amerika olan markaların uygulamasını başarı ile sürdürdüğü bir sistem.

Günümüzde her işkolunda franchise veren firmalar var ama bu sistemi ülkemizde en çok öne çıkaran markalar yine Amerikan menşeili yabancı yemek zincirleri…

Ben de elbette bugün sizlere Türkiye’de yeme-içme alanındaki “franchise” modellerinin neden başarısız olduklarından ve sektörde gözlemlediğim hatalardan bahsedeceğim. 

Muhtemelen diğer sektörler de benzer süreçleri yaşıyordur.

PARAM VAR, YATIRIM YAPARIM AMA İŞİN BAŞINDA DURMAK İSTEMİYORUM!

Bir restoran ya da yeme-içme markası çok parladı. Sizin de paranız var. Tabiri caizse o markaya iyice yükseldiniz ve o markanın sizin de bulunduğunuz şehirde bir şubesini açmak istiyorsunuz. Markayla anlaştınız. Misal 300 bin TL franchise bedeli ödediniz ve markayı kendi şehrinize aldınız, 500 bin TL de dükkana harcadınız, lakin sizin zaten işin başında durasınız yok. Ünlüsünüz, ne bileyim sanayiicisiniz ya da asıl başka işleriniz var. Yeğeniniz ya da emekli bir futbolcu dostunuz ben bu işi yaparım demişti ve siz de ona güvenip bu işe girmiştiniz. Fakat yeğeniniz de işi sarsaklamaya başladı. Meğer yeğeniniz de işin başında duracak doğru kişi değilmiş. Cirolar, rakamlar yerlerde… Yeğeninizi dövecek haliniz yok tabii; siz de suçu markaya atmaya başladınız ve iş yürümeyince kendinize göre çözüm yolları aramaya başladınız. Oysa ki marka işinde iyi niyetli ve kendi tabelasının olduğu markanın o şehirde indirilmesinden ötürü bir o kadar muzdarip. Çünkü emek verdiği markası değer kaybediyor. 

Böylece markanın başarılı bir franchise geleceği olsa bile marka sahibi tövbe ediyor ve bir daha “Franchise” vereceğime kendim şube açarım daha iyi diyor. 

Sonuç: Markaya da yazık, size de yazık, zamana, emeğe, paraya da çok yazık. Oluşabilecek değere de çok yazık. 

Birçok insan franchise alır almaz işlerinin patlayacağını, gökyüzünden para yağacağını, sadece markanın değerinin mekana insanları yığacağını düşünerek bu işe giriyor. 

Maalesef fena yanılıyor!

İŞİN KENDİSİNİN FRANCHISE DÖNÜŞMESİ

Yani marka sahibinin franchise verdikçe paranın tatlı gelmesi… Ya da bir diğer deyişle işin kendisinin bir yılda yapacağı parayı franchise bedeli altında bir anda cebine indiren marka sahibinin, işin altyapısı ve hizmetini oturtmaktan çok bir yılda yapacağı franchise satış gelirine odaklanması. Daha sonra da büyük vurgunu vurup sırra kadem basması. 

İşte en tehlikelisi de bu! Sürekli gördüğümüz, gözümüzün önündeki örnekler… Meşhur steakhouse sahipleri, lokmacılar, börekçiler, tatlıcılar, lahmacuncular say say bitmez.

Aslında direkt dolandırıcılık kafası… Markayı çeşitli pr çalışmaları ve sosyal medya ile köpürtüp, janjanlı sunumlarla, belgeler ve rakamlarla süsleyerek hatta daha da ileri gidip örnek şubeler de açarak insanları tezgaha düşüren yüzlerce marka mevcut. 

Aman dikkat!

STANDARDİZASYON EKSİKLİĞİ

Birçok markada fiyat ve lezzet standardizasyonu olmuyor. Bunun nedenlerinden biri de markanın franchise bedeli alması dışında ürünleri de franchise şubelerine satışını kendisinin yapması. 

Toplu alımlarda kuvvetli bir indirim yakalayamayan ya da franchise şubelerine ürünlerin satışında kar maksimizasyonu hedefleyen markalar uzun vadede kendi kuyusunu kendi kazıyor. Böylece hem marka hem de franchise alan taraf süreçten olumsuz etkileniyor. 

Zaman içerisinde kar marjının çok düşük olduğunu farkeden franchise şubeleri hilelere kaçmaya başlıyor. Mesela ürünün benzerini dışarıdan kendisi temin ediyor. Bu da lezzeti ve standardizasyonu bozuyor. 

Wienerewald soslu piliç çevirmeleri ile Türkiye’ye geldiğinde hızlıca şubeleşmişti ve zaman içerisinde birçok şube piliçlerini başka yerlerden alıp kendileri soslamaya başlamıştı. Bugün Wienerwald Türkiye’den çekildi ama soslu piliç çevirmeciler hayatlarına devam ediyor. 

GÜNDELİK PAZARLAMA

Franchise veren markalar üzerinde yatırımcı ve şubeler bazında kuvvetli bir pazarlama baskısı oluşuyor. Bu durumda markalar belirli bir strateji olmaksızın günün popüleri ne ise orada var olmaya çalışıyor. Sahte takipçili/beğenili Instagram ve Youtube fenomenleri, yalan haberler göz boyayan ama yine ciroya dönmeyen yatırımlara dönüşüyor. 

Ayrıca franchise şubeleri yeterli pazarlama desteği almadığını hissettikleri anda (ki hep hissederler) kendi şubesi adına sosyal medya hesapları açarak kendi pazarlamasını yapmaya başlıyor. 

Bu da marka birliğini, algısını bozarken, markanın gücünü paramparça ediyor. 

Sonuç olarak: Franchise sistemi hiçbir açıdan Türkiye’ye uygun değildir. Mevcut şartlara, Türklerin ticaret anlayışına, antropolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel bakışına göre yeniden ele alınmalı ve düzenlenmelidir. 

Franchise kelimesinin Türkçe’de, Türklerde karşılığı yoktur. Bunun için bir an evvel başka ülkelerden kopyala yapıştır yapmak yerine kendi topraklarımızın mirası olan Ahilik geleneğini inceleyerek yol almak gerekir. Aksi halde bu yolda atılacak tüm adımlar beyhudedir.

Salih Seçkin Sevinç

*Bu yazının orijinali ilk olarak 06.09.2020 tarihinde Odatvde yayınlanmıştır.

Salih Seckin Sevinc

Harbiyiyorum.com kurucusu ve yazarı. 2009'dan beri yeme-içme üzerine keşifler yapıyor. Araştırıyor, yiyor, içiyor, videolar/fotoğraflar çekiyor, düşünüyor ve yazıyor. 2021 - "Ruhani" (Roman) 2018- "Ölüm Yolcusu Abdülüver'in Tuhaf Seyahatleri" (Roman) 2016 - "Harbi Yiyorum - Türkiye'de Harbiden Nerede Ne Yenir?" (Yemek Kitabı) 2015 - "Her Şeyin Başı Blog" (İş Kitabı) 2014 - "Social Media for Real" (İngilizce İş Kitabı) 2012 - "Pazarlama İletişiminde Sosyal Medya" (İş Kitabı) kitaplarının yazarı. 2018'den bu yana ODA TV "Lezzet Peşinde" köşe yazarı, Eylül 2019'da KRT'de "Harbi Yiyorum" programını hazırlayıp sundu. Şu anda "Nerede Ne Yenir?" cümlesinin altını doldurmaya ve lezzet keşiflerini/öğrendiklerini size aktarmaya devam ediyor.

4 thoughts on “Franchise Sistemi Türkiye’de Neden Başarısız?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir